PETA'nin Evcil Hayvan Bakımına Bakışı ve Dünya'ya Etkisi



İlker Ünlü@Eylül 2022

Şeytan dürttü ve PETA’nın internet sayfasına girip evcil hayvan besleme hakkında düşünceleri ve neyin yapılması gerektiğini savunduklarına tekrar bakmak istedim. Daha önceki bir yazımın içinde bir paragraf halinde bahsetsem de bu konuya daha ayrıntılı odaklanarak ilgili herkesi uyarmam gerektiğini düsnüyorum.


PETA, hayvan hakları ve refahı konularında dünyada yanlış giden herşeyi düzeltmeye çalışan ABD merkezli bir organizasyon gibi görünse de dünya çapında aldıkları destek ve etki güçleri aşağıdaki yazıyı okuyunca kedimiz ya da köpeğimizle ilgili bizi olmasa da torunlarımız için nasıl bir dünya hayal ettikleri konusunda endişe verici ipuçları içeriyor.


PETA’ya ait ‘satın almayın evlat edinin’ ya da ‘kısırlaştırın’ kampanyalarını duymayanımız yoktur sanıyorum. Kendi içinde evcil hayvan refahı konusunda gayet olumlu sonuçları hedefleyen atılımlar gibi görünse de sahneyi bu ve etki altına aldığı diğer hayvan sever gruplara tamamen bıraktığımızda bizleri ve sevgili evcil hayvanlarımızı bekleyen karanlık gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Neyseki bunu açık açık sayfalarında da yazmışlar. Aşağıdaki metin direkt olarak PETA’nın kaleminden çevrilmiş ve altlarına farklı renkle benim yorumlarımla niyetleri açıklanmaya çalışılmıştır. Herşey komplo olamayacak kadar açık!


Öncelikle metin ‘’Animal Rights Uncompromised: Pets’’ başlığı altında yayınlanmış; yani hayvan hayvanlarına dair görüşlerini uncompromised, ‘’uzlaşmaz / tartışmaya açık olamayan’’ olarak tanımlıyorlar. Yani ya olacak ya olacak tutumundalar. Buna neden dikkat çekiyorum? ‘’Aslında şu ve şu uygulamalarının hayvan refahı açısından harika. Varsın evcil hayvan bakımını yasaklatabilmeyi hayal etsinler. O kadar da değil. Köprüyü geçinceye kadar…’’ diyebilirsiniz. ‘’Resmin bütününü görmezden gelerek ben şuraya kadar destek veriririm tutumu’’ durumun önemini görmek isteyenlerin içini rahatlatmamalı.


Şimdi yazıya odaklanalım.


PETA'da evlerimizi paylaşan hayvan dostlarımızı sever ve saygı duyarız. Sokakta soylenenin aksine, PETA sevgili, bakımlı hayvan dostlariniza el koymak ve onları “serbest bırakmak” istemiyor. İstediğimiz şey, kısırlaştırma ve kısırlaştırma yoluyla köpek ve kedilerin trajik aşırı nüfusunu azaltmak. Daha fazla köpek ve kedinin doğmasını önlemek için çok çalışıyoruz, çünkü zaten var olan tüm hayvanlar için yeterince iyi yuva mevcut degil - bu da neredeyse hayal edilemez acılara neden oluyor.


‘’Sokakta söylenin aksine,’’ diye başlayarak aslında bu konuya defalarca dikkat çekmeye çalışan kişilerin endişelerini evham düzeyinde indirgemeye çalışıyorlar. Evet, evimize gelip kedimize ya da köpeğimize el koymak istemiyorsunuz ancak ‘’daha fazla köpek ve kedinin doğmasını önlemek için çalışıyoruz,’ diyerek ilk paragrafta açık açık hepsinin kısırlaştırılması sonucunda dünyanın bir yerlerinden başlayarak evcil hayvan bakımının sonlandırmayı amaçlıyorsunuz.


Yaşam boyu bir hayvana bakmak için gereken zamana, paraya, sabra, bağlılığa ve sevgiye sahip olan insanları, barınaktan bir hayvanı evlat edinmeye veya daha da iyisi, birbirlerine arkadaşlık edebilmeleri için iki uyumlu hayvanı sahiplenmeye teşvik ediyoruz. Ev ihtiyacı olan bu kadar çok kedi ve köpek varken, aşırı nüfusu ve evsizlik krizini daha da kötüleştiren evcil hayvan dükkanlarından veya yetiştiricilerden hayvan satın almak için hiçbir mazeret yok.


Barınaklardan köpek evlat edinmenin önemi ve değeri tartışılmaz; ancak sanki sahipsiz hayvan sorununun tek nedeninin evcil hayvan mağazalarından yapılan satışlara ek olarak safkan kedi-köpek yetiştiricilerinin üzerine yüklenmesi, durumun açıklayıcı ayrıntılarını görmezden gelmeyi seçmek anlamına gelir. Bu, bir grubu şeytanlaştırarak hedef göstermekten başka bir şey değil. Politikacıların sıklıkla uyguladığı bir yöntem. Özellikle safkan köpek yetiştiriciliğinin sokakları terk edilmiş ırklarla doldurduklarını iddia etmeleri hedef şaşırtmacanın dik alası. Neden mi? Burada öncelikle merdivenaltı üretici ile dikkatli yetiştirici kavramlarını iyi anlamamız gerekiyor. Birincisi bahsi geçen sorunun çok önemli bir parçasıyken ikincisi sorunun çözümüne giden saç ayaklarından biri bence.


Merdivenaltı üretici para kazanma motivasyonuyla yıl boyunca birden fazla dişiyi ya da ard arda dinlendirmeden aynı dişiden yavru alan kişidir. Perdenin arkası daha da vahimdir. Hangi ırkı seçtiyse ki genellikle o yılın en çok satışı olan popular ırkına yönelir nedense, üretimi belirli bir seçere sistemine dayalı ve kayıt altına alarak zaten yapmaz. Bu, köpeklerinin geçmişi hakkında birşey bilinmiyor demektir. Sattığı yavruların davranışsal ya da fizyolojik herhangi bir hastalık ya da kusur taşıyıp taşımadığıyla ilgilenmez. Damızlıklarına yaptırması gereken sağlık testlerini ekstra masraf olarak görür ve önündeki köpeğe bakarak hepsinin yeterince sağlıklı olduğunu farzeder. Köpeğin ırk standardına ne kadar uyduğu da onun için önemli değildir. Çiftleştirmek için seçtiği köpeklerin o ırktan olması ya da çok benzemesi yeterlidir. Sıklıkla nadir ya da egzotik renkler adı altında pazarlanabilirliğini arttıracak standart dışı fiziksel özellikleri abartacak üretimlere yönelir. Bunların getirdiği sağlık sorunlarını önemsemez. Yavru sahiplerini çoğunlukla parayı ilk havale yapacak kişiye göre seçer. Yaşam tarzlarına ya da köpek bakma tecrübelerine uygun olup olmadığına göre değerlendirme yapmaz. Yavruda bir sıkıntı çıkarsa telefonlara bakmaz; yavru ailesine uyum sağlamadıysa hatta genetik bir sağlık sorunu geliştirdiyse onu geri almaz ya da yeni bir ömürlük yuva bulma konusunda liderlik üstlenmez. Bu nedenle de potansiyel davranışal ya da bedensel sağlık sorunlarına sahip düzinelerce yavru onları bakmaya belki de hazır olmayan ailelere dağıtılır durur. İşletme giderlerini karşılamak için daha fazla doğum ve daha az seçiciliğin sonucunda, birlikte yaşanması zor karakter ve sağlıkta köpekler ya da onları bakmaya hazır olmadan bir hevesle eve köpek getiren insanların terk etmek zorunda kaldığı canların barınaklara düşmesiyle karşıya karşıya kalırız. Hayvan hakları derneklerinin aslında tedbir alınması gerektiğine dair dikkat çekmek istedikleri işte bu tip sorumsuz üretim pratiğidir.


Dikkatli yetiştiriciler, köpek üretmezler. Onlar aşık oldukları ırkın fiziksel ve davranışsal bütünlüğünü tarif eden ayrıntılı bir standarta bağlı kalarak geçmişi belki de yüzyıllarca öncesine ait tarihi bir armağanı korumak derdindedirler. İşini doğru yapıyorsa bir çeşit Ebru ya da Minyatür sanatçısı edasıyla tarihin bir kesidine şahitlik edegelmiş bir köpek ırkını geleceğe taşımak ister. Bu nedenle ırk standardını İstiklal Marşı gibi ezberler. Damızlıklarını bu standardin idealine en yakın köpeklerden seçerken ırkın karakterini orjinaline en yakın tutmaya gayret eder. Bu ne mi demektir? Kangal yetiştiriyorsa, koyunun başında duran, çoluğa çocuğa saldırmayan, cesur ancak kavgacı olmayan köpeklerin fiziksel olarak bir sürü köpeğine en yakışanını seçer. Bu sıklıkla her yavru olmaz. Bu nedenle üretim değil yetiştiricilik diyorum. Bunun bilimsel bir programa oturtulmuş olması gerekmektedir.


Dikkatli yetiştiriciler ırklarının uluslararası köpek kayıt organizasyonlarınca tanınmaları gereği şecereli üretimi herşeyin önünde tutarlar. Bu onların bazılarının iddia ettiği gibi Nazi olduklarını değil, sağlıklı bir şekilde standarda uygun köpeklerinin geçmişini kayıt altında tutarak objektif ölçme değerlendirmenin gelecekteki yetiştiricilere rehberlik etmesini hedeflerler. Alınan her yavru seceresindeki köpeklerin karakterlerinin mülayimliğine, çalışma kapasitelerindeki ünvanlara ve fiziksel değerlendirmeye tabi tutuldukları konformasyon showlarındaki atalarının ürünüdür. Seceresiz yavrular çok fazla bilinmezlik içermektedir.


Gerçek bir yetiştiricinin hayalinde standart dahilinde bir ideal vardır ve her batımda ona ne kadar tutarlı yaklaştığını değerlendirir durur. Yavru alacağı damızlıkları varsa irka ait genetik hastalıklara karşı test ettirerek olası problemleri ortaya çıkmadan engellemeyi hedefler. En azından yüzdesini minimize eder. Irkı, para kazanma kapısı olarak görmediği için yeni nesil için yavru gereksiniminde olduğunda yeni bir çiftleştirme yapar. Bu da nadiren her yıl anlamına gelir. Köpeklerinin yetiştirici imzası olarak belirgin bir fiziksel ve karaktersel kalitesi oturmuşsa zaten ondan yavru almak isteyenler olarak bir bekleme listesi vardır. Yavru alıcılarını dikkatle denetler. Irkına uygun bir yaşam tarzına, ortama ve tecrübeye sahip olduklarından emin olmadan satış yapmaz. Kız vermek gibi düşünelim bunu. Bir sıkıntı yaşandığında her zaman yavruyu geri almayı seçerek kendi yetiştirdiği köpeklerin istenmeyen ellere geçmesinin önüne geçer. Dikkatli yetiştirici, kendini ırkın bütününün sorumlusu olarak gördüğünden her bir köpeğin doğru ailelerle uyumlu bir şekilde bir araya geldiğinden emin olmak ister. Bu nedenle gerçek bir yetiştiricinin yavruları sokaklara ya da barınaklara düşmez. Hayvan hakları derneklerinin bu iki grubu birbirinden ayırabilecek şekilde bilgilendirilmesi bu nedenle büyük önem taşımakta. Biri asla diğeri değildir.


Hayvanları besleyen ve onları “evcil hayvan” olarak satan açgözlü endüstri, muazzam miktarda sefalete neden olur. Milyonlarca merdivenaltı köpek ve kedi üreticisi yüzünden, yavru kedi ve köpekler pis tel kafeslere kapatılıyor ve bitkin bedenleri tükenene ve terk edilene veya öldürülene kadar doğum yapmaya zorlanıyor. Pek çok "safkan" köpek, doğal olmayan şekilde uzamış omurgalar ve düzleştirilmiş yüzler gibi çarpık fiziksel özelliklere sahip olacak şekilde yetiştirildikleri için ömür boyu acı verici sağlık sorunlarıyla yaşıyorlar.


Merdiven altıcılar konusunda haklı; ama zaten bunu yukarda ben de açıkladım. Özellikle de batıda son yıllarda ortaya çıkan leş gibi kafeslerde ardarda doğuma zorlanmış Fransız Bulldogların, Pomeranianların vs içler acısı fotoğrafları çok fazla kişininin öfkesini çekti. Kamyonlarla gizli bölmelerde sahte seçere ve aşı belgeleriyle pazarlanmak isterken yakalanmaları bunun arkasındaki milyon avroluk-dolarlık çetelerin parmağına işaret ediyor. Burada bir kez daha dikkat çekmek istediğim sorun, bu kişilerle dikkatli yetiştiricileri aynı çuvala koyup Sarayburnu’ndan atmaya davet etmeleri. Çıkıkçıyla ortopedist aynıymış gibi.


Basık burun, kırışık deri gibi aşırı fiziksel özelliklerde üretilen safkan köpek ırkları var mı? Var. Ben dahil bunun bir hayvan refahı sorunu olduğuna hareretle dikkat çeken binlerce kişi safkan köpek merakı dahilinde bu sorunun çözülmesi için çaba sarfediyor. Sağlık testlerinin her yetiştirme programının temeli ve yanlış yorumlanacak ırk standartlarının revize edilmesi gibi yöntemlerle kendi söküğümüzün dikilmesini savunuyoruz. Yoksa PETA gibi sırf bu yüzden top yekün safkan kedi-köpek yetiştiriciliğinin yasaklanmasının çıkar yol omadığı ortada. Tıp, bağımlılık bir hastalık olarak kabul edilirken alkolozmi salt alkol varlığına bağlayarak yok edeceğini vaaz veren toptancı uygulamalar gibi birşey olurdu bu. Çözüm bu değil. Bu nedenle katmanların her birinin iyi anlaşılması, açıklanması ve yorumlanması gerekiyor.


Kuşlar, balıklar, sürüngenler, gerbiller, hamsterlar, tavşanlar, sıçanlar, fareler, kobaylar, yaban gelinciği ve hatta kaplanlar gibi egzotik hayvanlar da dahil olmak üzere “evcil hayvan” olarak yetiştirilen ve satılan diğer türler amansız ıstıraplarla karşı karşıyadır. Bazıları doğada evlerinden ve ailelerinden vahşice kaçırılıyor ve dünya çapında çetin bir yolculuğa maruz kalıyor. Diğerleri, PETA'nın araştırmalarının ortaya koyduğu gibi, yeterli yiyecek, su, alan ve veteriner bakımı olmadan acı çekmeye ve ölmeye bırakıldığı büyük depolarda yetiştiriliyor. Bu hayvanları satın alan çok az kişi, özel ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılayacak uzmanlığa veya yeteneğe sahip. Sonuç olarak, bu hayvanların çoğu erken ve acı verici bir şekilde olur.


Bu paragrafın Türkçesi şu: ‘’ Bütün evcil hayvanlar perişan şartlarda bakılıyor. Hadi beslenmelerini yasaklayalım.’’ Bunu okuyunca her sabah beş buçukta uyanıp köpeğimi 1.5 saat dolaştırmadan ise gitmediğimi hatırlıyorum; ama yine gözlerine giremeyiz bu kişilerin. Burada aç-susuz depolarda yetiştirildikleri için tamamen yok edilmektense neden Birleşik Krallığın yaptığı gibi Hayvan Refahı Polis Teşkilatı kurulup sıkı denetlemeler yapılmasını önermiyorlar? Çünkü başlıkta da söyledikleri gibi uzlaşmak istemiyorlar. Bazı kötü örneklerden dolayı bunları denetimli bir gelişmeye tabii tutmaktansa önlerini tamamen keselim; yok edelim tutumu burada da devam ediyor.


Yetiştiriciler büyük karlar elde ederken (2021'de ABD üretim pazarı 2 milyar dolardı), ürettikleri ve sattıkları her köpek yavrusu veya yavru kedi ile bir barınakta veya sokaklarda bir hayvan için potansiyel bir yuva kayboluyor. Tahmini 70 milyon evsiz hayvan, ABD'de herhangi bir zamanda hayatta kalma mücadelesi veriyor. Sokaklarda onlara araba çarpabilir ve diğer hayvanlar ve zalim insanlar tarafından saldırıya uğrayabilir. Bulaşıcı hastalıklardan ve tedavi edilmeyen yaralanmalardan ve enfeksiyonlardan hasta düşer ve ölürler. Kışın donarlar ve yazın sıcaktan bitkin düşerler.


Gerçek yetiştiriciler kazandıklarının çok daha fazlasını sevdikleri, hayran oldukları ırkın korunmasına harcar. Para odaklı üretim, özellikle de bazı Doğu Avrupa ülkelerinde merdiven altıcıların da parçası olduğu bambaşka bir kanunsuz aktivite. Doğru bir yetiştiricinin arzu ettiği kan hattından seçerek aldığı damızlıkların ücreti, özellikle de yurtdışından geliyorsa seyahat ve transport masrafları, her yavru için pahalli sağlık testleri, yarışma yarışma taşıyıp şampiyonluk unvanı alabilmek umuduyla ilden ile yolculuk yapma, kayıt paraları, seçere çıkarma, mikroçiplendirme, veteriner masrafları ve verebilecekleri en iyi mamayla besleme isteğinin yılda 10 yavru satarak karşılanabileceğini mi sanıyorsunuz?


PETA bunun ikisinin aynı olduğunu iddia edip barınaklardan endişe verici rakamlar vererek düşünmemenizi sadece duygularınıza göre karar vermenizi istiyor.


Evlere muhtaç bu kadar çok hayvan varken, hayatımız boyunca hayvan dostlarımızsız kalma şansımız yok. Ancak PETA, artık insanlara bağımlı olarak yetiştirilmemelerinin hayvanların yararına olacağına inanıyor.


İnsana bağımlı olmayan evcil hayvan olamayacağından bir kez daha niyetlerini açık ediyorlar. Evet, ne yazık ki barınaklarda bütün bir nesle yetecek kadar köpek bulmak mümkün. Peki bir gün gelip kısırlaştırılıp üremesine izin verilmeyen tüm o köpekler bittiğinde? Hedef de bu zaten. Evcil hayvansız bir insanlık. İneksiz, atsız, koyunsuz, kedi ve köpeksiz bir dünya. Halbuki birlikte evrilmedik mi?


Bunu, refakatçı olarak tutulan hayvanlar açısından düşünün: İnsanlar hayatlarının her yönünü kontrol eder - ne zaman ve ne yediklerini, kiminle etkileşime girdiklerini, kendilerini neleri eğlendirmek zorunda olduklarını, ne zaman ve nerede tuvaletlerini yapmaya izin verilse bile. Köpekler koşmak, koklamak, diğer köpeklerle oynamak ve bölgelerini işaretlemek için can atar. Kediler tırmalamak, tırmanmak, tünemek ve oynamak için can atar. Ancak, güvendikleri insanlar onlara bunu yapma fırsatı vermedikçe, bu doğal arzuları tatmin edemezler - ve çoğu zaman vermezler.


Demagoji.


İyi niyetli koruyucular bile hayvanlarına tatlı su, kediler için temiz bir tuvalet kutusu ve köpekler için birden fazla uzun yürüyüşler gibi temel günlük ihtiyaçların yanı sıra hayatlarını ilginç ve neşeli kılmak için eğlence fırsatları sağlamakta rutin olarak başarısız oluyorlar.


Günümüzde çocuklarımız ne kadar Heidi gibi Alp yaylalarında çıplak ayak büyüyecek özgürlüğe sahip değilse ev hayvanlarımız da bizimle beraber belirli yaşam düzenlerine adapte olmak zorunda. Burada taciz çizgisinin yukarda bahsetttiğim Hayvan Refah Polisi’nin denetleyebileceğini tekrar hatırlatırım. Okullarda başlayan eğitim programları ve kurumsal bir denetleme ile insan-ev hayvanı ilişkisi geliştirilebilir ki 100 yıl öncesine nazaran suan kedi ve köpeklerimiz aile üyesi statüsüne çıkmış vaziyette. Bunu başaran bizlerin daha dikkatli olamayacağımızı mı savunuyorlar?


Birçok insan, hayvanlar için neyin en iyi olduğunu veya onların istek ve ihtiyaçlarını düşünmeden, genellikle yalnızca görünüşe dayalı olarak, dürtüşel olarak hayvanları edinir. Örneğin, Florida'da yaşayan biri, Sibirya husky'yi edinebilir - özellikle aşırı ısınmaya karşı hassas olan çift kürklü bir cins - çünkü turun görünümünü beğenirler. Ancak kürküyle Florida'nın sıcak ve nemli ikliminde muhtemelen rahatsız ve hatta mutsuz olacaktır. New York City'de küçük bir apartman dairesinde yaşayan biri, border collie gibi son derece enerjik bir cins edinebilir, köpeği tüm gün boyunca küçük bir alanda (ya da daha kötüsü, bir ev içi kafeste) kilitli tutabilir ve ardından hayvanı "hiper" olduğu için azarlayabilir.



Haklı payları olsa da bu konu bu denli siyah-beyaz değil. Huskysini alıp hava sıcakken klimalı ortamda tutup sabah ve akşam serinliğinde uzun bisiklet turlarına çıkaranlara ne demeli? Bu, her köpek gittiği ortama illa ki ayak uydurur anlamına gelmez tabii ki; ancak bu tip uygulamaların önüne yaşam tarzlarına uygun olmayan ailelere belirli ırkların sahiplendirilmemesiyle başlayarak geçebiliriz. Merdivenaltı üretici problemine tekrar dikkat çekiyorum. Eğer köpek refah açısından durumla başa çıkamıyorsa, egzersiz eksikliğinden gece gündüz bahçede havlamak gibi, bunun takipçisi ve hesap sorucusu gene kanunlar olmalıdır.


Şimdiye kadar insan-hayvan ilişkisinin tamamen insanın bencil beklentilerinden kaynaklanan hasıraltı bir zalimlik gibi göstermeleri sizin de dikkatinizi çekti mi? Halbuki insan-hayvan ilişkisi bunun çok daha ötesinde birşey. Kedi ya da köpeğimizle kurduğumuz bağ çoğu zaman arkadaşlarımızla kurduğumuzun çok ötesinde. Sevgilimiz ya da çocuğumuz yok diye bir ev hayvanı beslemiyoruz. Peki belki bazıları besliyordur! Asıl nedenimiz evcil hayvanımızla türler arası bambaşla bir ilişki deneyimlememiz. Bunun bedelinin her seferinde ev hayvanının refahına mal oluyormuş gibi hissettirmek gerçeği yansıtmıyor.


Bazen yaşlı bir çiftin Chihuahuasıyla hergün yürüyüşe çıkmasına, bazen de karşılıksız sevgilerin en güzellerinden birini deneyimleyerek çok daha derinlere bakmamıza vesile oluyorlar. Sürüsünü savunan, evini koruyan, çocuğumuzu zehirleyecek torba torba uyuşturucuları tespit eden, kayıp insanların izini süren, dağılmış koyun sürümüzü toplayıp getiren, boğulmakta olan insanları karaya çıkaran, görme engellilere rehberlik eden, epilepsi hastalarının yaklaşan nöbetlerini haber vererek güvenli bir yere sığınmalarını sağlayan, kanserli hücreleri koklayarak buldukları için erken tanı şansını arttıran, sokağa bile çıkmaya çekinen duygusal çöküntüdeki insanlara eşlik eden binlerce köpekle olan tek derdimiz su kaplarının düzenli değiştirilip değiştirilmediğine indirgenemez.


İnsanlar rutin olarak arkadaşlarını acımasız “kolaylık” uygulamalarına maruz bırakırlar: Kedilerinin ayak parmaklarını kanunsuz keserek keserler, bir musluğu koklamak için durduklarında köpekleri sürüklerler, her bekçilik yaptıklarında onlara “sus” diye bağırırlar ve onları kilitlerler. Onları kendi evlerindeki mahkûmlar gibi (“ev içi kafesinde tutmak”) davranırlar.


Demogoji.


Ayrıca birçok insan, onlarla vakit geçirmek ve onları tasma ve koşum takımı üzerinde gezdirmek yerine, hayvanlarının gözetimsiz olarak açık havada dolaşmasına izin verir. Bu ihmal, kedileri ve köpekleri araba çarpması, saldırıya uğrama veya istismara uğrama konusunda aşırı risk altına sokar; bulaşıcı hastalıklar; aşırı hava koşullarına yenik düşmek; ve hatta mülklerinde onları istemeyen insanlar tarafından vurulmak veya zehirlenme gibi.


Tekrar tekrar aynı yere dönüp bireysel insan hatalarını insan evriminin çok değerli bir parçası olan insan-hayvan ilişkisinin yanlışlığına kanıt göstermekten sıkılmıyorlar. Çocuk yetiştirmedeki hatalarımızdan dolayı birgün doğumların durdurulmasını savunan bir grup gibiler.


Yoldaş hayvanlar tamamen insanların insafına kalmıştır ama birçok insan acımasız, zalim ve vahşidir. PETA'nın dosyaları, oklarla vurulan, havai fişeklerle havaya uçurulan, benzine batırılan ve ateşe verilen, mikrodalga fırınlarda pişirilen, it dalaşlarında yem olarak kullanılan, şeytani ayinlerde işkence gören, dövülen köpek ve kediler de dahil olmak üzere taciz raporlarıyla dolup taşıyor. canı sıkılan çocuklar tarafından beyzbol sopalarıyla, kaçmaları için “onlara bir ders vermek” için arabaların arkasına sürüklendiler ve havlamalarını susturmak için koli bandıyla bağlandılar. Bunun gibi istismarlar her gün oluyor.



Demogoji. Çözüm hayvanların kanunlarla daha kararlı bir şekilde korunmasında.


Tüm bu nedenlerle ve daha fazlası için PETA, daha fazla hayvanın doğmasını ve sonunda evsiz kalmasını veya istismara uğramasını önlemek için çok çalışıyor. Lütfen bize yardım edin: PETA'nın ‘’Kısırlaştırın!’’ ile hayat kurtaran bir ameliyata sponsor olun Hemen, Lütfen programlayın. Asla yetiştiricilerden veya evcil hayvan mağazalarından hayvan satın almayın. Bir hayvana ömür boyu bakmak için gereken zamana, paraya, sabra, bağlılığa ve sevgiye sahipseniz, bir barınaktan bir hayvan sahiplenin. Hayvanlarınızı kısırlaştırın, olabileceğiniz en iyi koruyucu olmayı taahhüt edin ve tanıdığınız herkesi de aynısını yapmaya teşvik edin.


Doğru! Sahipsiz köpekler, üretime alınmayacak köpekler kısırlaştırılmalı; ancak sadece isteniyorsa barınaklardan köpek alınmalı. Bu, çocuk bakım evlerindeki çocuklar tükeninceye kadar eşlere kendi çocuklarına sahip olamayacakları gibi bir baskının başka türlüsü değil mi?


Bunun her ne kadar yüce bir davranış olduğuna inandırılmaya çalışılsa da barınaktan köpek almak toz pembe bir deneyim değildir. Evlat edilebilir olması için köpeklerin karakter testinden geçip agresyon başta olmak üzere insan yaşamına uyumlu olup olmadıklarından emin olunmalıdır. Ne yazık ki barınağa düşen köpeklerin çoğu hem bu eğitim ve sosyalizasyondan mahrum hem de büyük ihtimalle çeşitli taciz vakaları nedeniyle davranış problemlerine sahip olabilirler. Bunların rehabilite edilmesi kaynak, yeterli sayıda bu işten anlayan eğitmen ve zaman alır. Barınaklar bu kadar zaman ve alana sahip midir? Ne yazık ki hayır! Hayvan Refahı için çalışan pek çok barınak ne yazık ki yeni köpeklere sans tanımak için belirli bir süre içinde yuva bulamayanları uyutmak zorunda kalırlar. Uyutulanlar arasında rehabilite edilemeyecek köpekleri de eklediğinizde barınaktan evlat edinilen her köpek için onun yolunu açmak için bertaraf edilen düzinelerce köpekten bahsediyor olabiliriz.


Gökten Eker’le yaptığım bir telefon sohbetinde çok önemli bir konuya dikkatimi çekti. Bugün Türkiye’deki barınak ve sokak köpekleri popülasyonuna göz gezdirdiğimizde çoğunluğun safkan köpek ırkları değil de zaten Osmanlı’dan beri sokaklarımızda yaşayan köpeklere ek olarak bolca kırsal alana ait çoban köpeği tipi köpekler oluşturuyor. Bu durumda sorunun, kaç tane 2000 Avroya alınan X ırkından köpeğinin sokakları arşınladığından çok, organize bir kısırlaştırma, evlat edinilebilecek köpeklerin tespiti ve onların gelip teslim alınabileceği ferah alanlardan geçtiğini anlamız gerekiyor.


İnsanlar isterse sokaktan, isterse barınaktan, isterse dikkatli bir yetiştiriciden, isterse yeni yuva arayan birilerinin köpeğini alabilme özgürlüğüne sahip olmalı. Tek bir ideal olmadığı gibi bunu dayatmak da mümkün değil. PETA’nın amacı yukarda defalarca gösterdiğim gibi insan-hayvan ilişkisine dayalı içine evrildiğimiz o dünyanın son bulması. Elbette ki bu yaşamda aksaklıklar, yapılan hatalar, üzerinde düşünülmesi gereken uygulamalar var: ancak PETA üzüm yemek değil bağcıyı dövmek istiyor. Duygularımızla karar vermeyelim.


Kaynak: https://www.peta.org/about-peta/whypeta/pets/#:~:text=Animal%20Rights%20Uncompromised%3A%20'Pets'&text=At%20PETA%2C%20we%20love%20and,cats%20through%20spaying%20and%20neutering

56 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör